Osmanlı Vakanüvisi Napolyon için, “Frenk cenerallerinden Napolyon nâm sergerde” diyor.
Yaşasaydı Sarkozi için herhalde, “Frenk reisicumhurlarından Sarkozi nam budala” derdi. Bununla beraber, Fransa’nın öteden beri Ermeni meselesini kaşımasında, daha önce Ermenileri kışkırtıp hayal kırıklığına uğratmış olmasının payı olduğunu söylemek mümkündür. Fransa kendi adına günah çıkarırken hukuku katlediyor.
Fransa Senatosu, 1915 olaylarını “soykırım” olarak kabul etmeyenleri hapis ve para cezasına çarptırmayı öngören yasa teklifini kabul etti. Fransa’nın tavrı yaklaşık bir aydır Türkiye’nin gündemini meşgul etmektedir.
Osmanlı Devleti, kurulduğu günden beri topraklarında bir Ermeni azınlığı barındırmıştır. Ama bu azınlık ancak geçen yüzyılın son çeyreğinde politika gündemine getirildi. 1877-1878 Osmanlı- Rus Savaşından sonra, yabancı devletler Osmanlı Ermenilerine resmen el attılar. Ondan sonradır ki, Osmanlı ülkesinde Ermeni kıpırdanışları ve silahlı ayaklanmalar başladı.
Ermeni meselesi aslında Ermenilerin meselesinden çok başkalarının meselesidir. Ruslar, “sıcak denizlere inme” hedefinin bir aracı olarak, Doğu Anadolu’dan Akdeniz’e kadar uzanan bir Ermeni devleti kurmak için Ermenileri kullandı. İngiltere ise, Rusların Akdeniz’e inmesini engellemek için Ermenileri kendi yanına çekmeye çalıştı. Bugünde Ermeni meselesi Fransız meselesine dönüşmüştür.
Birinci Dünya Savaşı öncesi Yusufeli Osmanlı-Rus taraflarının savaş hazırlıkları bakımından önemli bir mevki durumuna gelmiştir. Savaşın yaklaştığı dönemde bir taraftan Rus ordusu saflarında Ermeni Gönüllü Alayları teşkil ediliyor diğer yandan da Kafkasya’da kurulan Ermeni çeteleri yurda sokmakla kalmıyor aynı zamanda içeride teşkil edilen Ermeni çetelerini, Yusufeli ve diğer geçitler vasıtasıyla gönderilen silah, cephane ve sair mühimmatla desteklemekteydi. Yusufeli Kaymakamı Necati Bey’in 1 Ekim 1914’te 3. Ordu komutanlığına gönderdiği rapora göre, Altıparmak köyünden Hafız Mehmed Efendi Rusya’ya geçerek bilgi toplamıştır. Ruslar Ermenilerden ve Rumlardan çeteler oluşturarak silahlandırmışlardır. Bu çetelere giren Ermenilerin çoğu Osmanlı tebaasıdır. Edinilen bilgiye göre, Osmanlı toprakları dahilindeki Ermeniler de ayrıca bir teşkilat yapmakta olup harekete geçeceklerdir. Çetelerin bir kısmı Kobak köyü tarafından geçere Hoduçur’u (Sırakonaklar) tutması planlanmıştır. (Doç. Dr. Muammer DEMİREL- Yusufeli Tarihi 4/ Yusufelim) Büyük silah ve cephane, hatta üniformalar Anadolu’daki depolarda, kullanıma hazır olarak saklanıyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nda Kafkas Cephesi’nde Ruslarla savaşırken Ermeniler 1915 tarihinde Van’ı işgal edip Ruslara teslim etmiştir. Savaş sırasında Ermeniler savunmasız köyleri basmış, her türlü katliamı gerçekleştirmiş, cepheden dönen yaralı askerlere saldırmış, köprüleri yıkmış, telgraf tellerini kesmiş, devleti içeriden vurmuştur. Bunun üzerine, 14 Mayıs 1915 tarihinde alınan zorunlu göç (tehcir) kararı ile Ermeniler Doğu Anadolu’dan alınarak Suriye, Lübnan ve Irak’a zorunlu göçe tabi tutulmuş, tehcir sırasında hastalıktan, saldırıdan ölenler olmuştur.
Mondros Mütarekesi’nden sonra İngiliz, Fransız ve İtalyanlar İstanbul’a gelerek önce fiilen sonra resmen işgal ettiler. Bütün bilgi ve belgeler ellerindedir. Suçluların yakalanmasına başlanır. İstanbul Hükümetinin "suçlu"dan kastı, İttihatçıdır. İngiliz'in gözünde ise suçlu "Türk"tür. Türkiye'nin, işbirlikçiler dışındaki tüm yönetici kadrosunun tutuklanması, sürülmesi amaçlanmıştır.
Savaş sonunda işgal altındaki İstanbul’da kurulan Nemrut Mustafa divan-i harbi, Malta’ya götürülen sanıkların, İngiliz Kraliyet savcısının kanıtları yetersiz bulunması sonucunda salıverildikleri herkesin bildiği bir husustur.
Türk Tarih Kurumu eski başkanı Yusuf Halaçoğlu Tehcire tabi tutulan ve ölenlerin kesin sayısını çıkarmıştır. Buna göre; 458.758 Ermeni Tehcire uğramış, 382.148 Ermeni İskan bölgelerine varmıştır. Tehcir sırasında saldırılardan, hastalıklardan ölen sayısı 56.610 kişidir.
Tehcir’de öldü diye adı geçenlerden bir kısmı halen Türkiye’de Kürt kimliği ile yaşamaktadır.
Dünya Savaşı sırasında Kafkaslarda yıkım olmuştur. Kafkaslardan 2.5 milyon insan göç etmek zorunda kaldı. Erivan ve Tiflis’ten sürülenlerin sayısı 1milyon 300 bindir.1914 Yılında Erivan’ın yüzde 80’i Müslüman’dı.
Her vesile ile duyduğumuz,”tarihinizle yüzleşin” sözü ile kastedilen, “soykırımı kabul edin”dir. Yapmadığımız soykırımı kabul edersek peşine “tazminat” ve “toprak” talepleri gelecektir.
Fransa, meclis ve Senatosundan geçirdiği yasa ile Türkiye’yi ayağa kaldırırken,AKP İstanbul milletvekiliİsmail Uçma, Ermenilerden özür diledi. Ona göre, soykırım kavramı 1950’li yıllardan sonra gündeme geldiği için, yaşanan soykırım değil, “soy sürgün”dür. Son cümlenin mantığı: Soykırım yaptık ancak, “hukuken soy sürgün sayılır” demek değil midir?