
Ziraat Odası Başkanı Köksal Portakal, etin ithal edilmesinin kısa vadede katkı sağlayacağını ancak uzun vadede ise et fiyatlarını arttıracağını iddia etti.
Yaptığı açıklamada ithal et konusuna değinen Artvin Ziraat Odası Başkanı Köksal Portakal, hükümetin tarım politikasını geliştirmesi gerektiğini vurguladı. Artvin Ziraat Odası Başkanı Köksal Portakal, ithal et konusunda açıklamalarda bulunurken; “ Türkiye’nin son 30 yılında hayvancılık ve tarım geriledi. Bunu mayıs ayındaki çiftçiler günü toplantısında da sizlerle de paylaşmıştım. Son otuz yılda bir nevi devlet politikası haline geldi, tarımı geriletmek. Ben Artvin basını ile o günde buluştuğumda bir noktanın altını çizmiştim. Yine aynı noktadayım. Tarımsal gelişimini sağlamayan hiçbir ülke sanayi alanında da kalkınmasını geliştirememiştir. Bu olayda Türkiye’nin yaşadığı terörün etkisi yok mu var. Çünkü Doğu ve Güneydoğuda hayvancılığın yapılabileceği geniş otlak ve meralar var. Terörden dolayı yaylalar kapatıldı ve köyler göç ettirildi. Belki bunun olması gerekiyordu; ancak diğer bölgelerde de hayvancılığa yeterli destek verilmedi. Nihayetinde et ve süt konusunda bu ülke tıkandı. Şimdi 2008 yılında bizim de bağlı olduğumuz Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin hazırlayıp hükümete sunduğu bir rapor var. Orada da belirtilmişti çözüm önerilerimiz; ama dikkate alınmadı. Et fiyatlarının artacağı ve Türkiye’de et bulunamayacağı ve de dışarıdan et ithal edileceği o raporda belirtilmişti. 2006’dan itibaren 2010 yılının başı yada 2009’un son çeyreğine kadar et fiyatları aynı geldi. Bu bir yalancı bahardı. Bunu o raporda söylemiştik. Demiştik ki üretici zarar ediyor. Damızlık havyan saklayan insanlar zarar ediyor. Et fiyatları ancak üreticinin girdileri yükseldi. Bizim tespitlerimize göre bir milyon büyükbaş ile dört milyon damızlık küçükbaş hayvanın üreticiler tarafından zararın neresinden dönülürse kardır, diye kasaplara verilmişti. Bu ne yaptı? Üretim materyalini düşürdü. Bu 4 milyon küçükbaş dursaydı senede 1 yavru yapsaydı 3 yavru yapmış olurdu kendi ile birlikte toplam 4 adet olurdu. 4 milyonu 4 ile çarptığınızda bugün toplam 16 milyon sayıya ulaşmış olurduk, kasaba verilmeseydi hayvanlar. Büyükbaş hayvanda da aynı hesabı yaptığımızda 4 milyon olurdu. Bugün geldiğimiz ortamda Türkiye’nin küçükbaş hayvan sayısı 26 milyon büyükbaş hayvan sayısı ise 16 milyon olacaktı. Böylelikle dışarıdan et ithalatına gerek kalmayacaktı. Yani bunlara ek olarak diğer sayıları eklediğimizde büyükbaş 20, küçükbaş ise 40 milyon olacaktı ve et fiyatları dengelenecekti.”şeklinde açıklama yaptı.
Üreticinin hayvanları ellerinden çıkarmasının nedenlerini anlattı
Köksal Portakal, üreticinin hayvanları yok pahasına satmasına da değindi. Açıklamalarının bu bölümünde Portakal; “ Bu insanlar bunu niye sattı derseniz. 2006 dan 2010 yılına kadar üreticinin girdi maliyetine bakınca yem fiyatları yüzde 250 arttığını görüyorsunuz. Ancak bu duruma karşı et fiyatları yerinde saydı. 2010 yılını hesaplamadık. Birkaç gün önce sanıyorum bu konuda bir haber vardı. Yem fiyatlarına yüzde 25 daha zam yapılacakmış. Üreticinin ürettiği mal yerinde sayarken girdi yüzde 312 civarında artmış olacak. Et fiyatları artmadı artmasını da istemiyoruz ancak çözüm şartı. Sürekli et ithalatı oluyor. Canlı hayvanı bıraktık şimdi dondurulmuş karkas et ithal ediyoruz. Bunlar geçici tedbirler. Esas alınması gereken tedbir hayvancılığa daha çok destek verilmesidir. Birde dondurulmuş etler ithal edilirken belki hijyenik olarak iyi bir ortamda kesilmiş olabilir ancak hangi şartlarda kesildiğini, İslami şartlarda kesilip kesilmediğini bilmiyoruz. Hastalık açısından ne kadar kontrol yapıldığını, damak tadımıza ne kadar uygun bunu da bilmiyoruz. Ben 14 Mayıs’ta yaptığım basın sohbetinde de söylemiştim. Et ithalatı geçici çözümdür. İthal edersiniz düşer ama ben düşmeyeceğini iddia etmiştim. Belli süre sonra faturasını öderiz. İthal edilen her ürün bu sektörle uğraşan insanların bu sektörden çıkmasını sağlıyor. Türkiye’de hayvancılık yapan insanlar birkaç yıl sonra bu sektörden çıkacak ithal eden şirketler bir nevi dayatma ile süt ve et satacak. Bu da döviz kaybı ve işsizlik anlamına gelecek. İthal edilmesinde demiyoruz ancak karkas donmuş et olmamalı. Canlı hayvan getirilse de bu işi yapanlar korunmalı, şirketler desteklenmeli, üretime dayalı çalışma yapan herkes desteklenmeli. Yoksa bunlar geçici çözüm olur, ithalat sayesinde gelecekte daha yüksek fiyatlarla et yemek zorunda kalırız. Bu yakın bir gelecekte görülecektir.”diyerek uyarılarda bulundu.
Üreticinin biran önce desteklenmesi gerek
Açıklamaların devamında Artvin Ziraat Odası Başkanı Köksal Portakal, “ Neden desteklenmiyor, sorusuna gelince bu sadece bugünkü hükümetle alakalı değil. Son 30 yıldaki hükümetlerle alakalı bir konu. Onlarda aynısını yaptı bunlarda. Tarım sürekli hep üçüncü sıraya atıldı. Bunu yukarıdaki kalkınma planını hazırlayanlara sormak lazım. Belki diyecekler ki ülkenin kaynakları ancak bu kadar destek veriliyor. İşte bizde tam bu noktaya değinmek istiyoruz. Desteklenme ve ayrılan kaynak miktarı yeterli olabilir fakat serpiştirilmesi yanlış. Verilen destek herkese bölüneceğine destekler sivil toplum kuruluşlarına, kooperatiflere ve üretici birliklerine verilirse daha sağlıklı bir tarımsal kalkınma sağlanacaktır. Sadece hayvancılığa değil tüm tarım sektörüne aynı şekilde destek sağlanmalı. Sadece hayvancılık derken hayvancılığı desteklemek için yem bitkileri ekimini de teşvik etmemiz gerekiyor. Yem bitkilerini kendiniz üretmeden karlı bir hayvancılık yapamazsınız. Hem hayvancılığı hem de yem bitkilerini üretmeyi aynı anda aynı oranda desteklemelisiniz. Hayvancılıkta başarı bu şekilde gelir.”ifadesini kullandı.
Köksal Portakal iki yıl sonra et fiyatlarının 100 TL’yi bulabileceğini söyledi
Açıklamalarının son bölümünde Artvin Ziraat Odası Başkanı Köksal Portakal, yem fiyatlarının artışına anlam veremediğini belirtirken gelecekte et fiyatlarının 100 TL’yi bulabileceğini söyledi. Portakal; “Yemdeki artışı bir şeye bağlayamıyorum çünkü anlam veremiyorum. Fenni yem üretiminde kullanılan materyallerin ekim alanlarında düşüş varsa yem üreten fabrikalar yem üretim materyallerine yüksek fiyat verebiliyor, olabilir. Fabrikaları kapanmasın diye 10 ton yerine 5 ton satmayı göze alarak yem hammadde alımına daha yüksek bedeller ödüyor olabilirler. Yem az üretilince fiyat artabilir. Yemin ana maddesi buğday, mısır ve arpadır. Bunlar yemlik olarak üretilenlerdir. Hayvansal mezbaağa atıkları da kullanılabiliyor. Bunlarda artış yok yemde artış var. Belki her bölge ve ilde yem fabrikası yok ve bu yüzden nakliye büyük girdi diyebilirler. Nakliyede belli bir artış olmasına sebep olsa da kesinlikle yüzde 300’leri gerektirecek artış değildir. Bakın bizim hayvancılık şeklimizde de yanlış var. Üretim yapan işletmedeki hayvan sayıları da çok düşük. Almanya’da bir işletmeye ortalama 44 büyükbaş hayvan düşerken Türkiye’de bu sayı 4. Yani 11’de biri kadar işletmelerde hayvan besleniyor. Böylece maliyet artıyor. İşletmeleri büyütmek gerekiyor. 4 hayvana da bakış masrafı aynı 44’e de aynı. Yani işgücü ve birçok masraf aynı durumda. Devletimiz hayvancılık işletmelerini geliştirmesi lazım. Devletin en az 10 yıllık bir program hazırlayarak hayvancılığa destek olması gerekiyor. Biz eğer etimizi ABD ve Avrupa fiyatlarıyla yemek istiyorsak bunu yapmalıyız. Ben iddia ediyorum. Eğer ülkemizde hayvancılık politikamız aynı şekilde devam ederse 2 yıl sonra bugün 30 TL’ye yediğimiz eti 100 TL’den yemek zorunda kalacağız. Bugün 30 TL’ye çok derken 100 TL’ye ne diyeceğiz merak ediyorum. Hayvancılık politikamız bizi bu noktaya götürüyor. Biran önce hükümetimizin hayvancılık politikasını değiştirmesi ve üretimi desteklemesi gerekiyor.”diye konuştu.